Türkler Kaç Bin Yıldır Var?
Bir Kayseri Gününün Ardında Köklerimi Ararken…
Bir Kayseri Sabahı: Köklerime Dokunurken
Kayseri’de, o kahverengi taş duvarların sararmaya başladığı sabah saatlerinde, yavaşça pencerenin perdesini aralıyorum. Biraz ürkek, biraz da derin bir huzursuzluk içinde… Dışarıda, dağların ardında yükselen güneş, yıllar boyu kaybolan bir zaman diliminde yavaşça uyanıyor. Çocukken, annemle birlikte bu sabahları izlerken çok fazla “Türkler kaç bin yıldır var?” diye sormazdım, ama bugün, saatlerdir bu soruyla boğuşuyorum. Bugün, köklerimle yüzleşmek istiyorum.
Bazen, bir sabah uykusuzluklarında düşünceler öylesine büyür ki, içinizde bir yerlere sıkışmış bir duyguyu dışarı çıkarma gereği hissedersiniz. Ben de öyle hissediyorum işte. 25 yaşına geldim ve Kayseri’nin her sokağında, her taşında, her yapısında o geçmişin izlerini buluyorum. Bir yanda modern hayatın yavaşça akıp gitmesi, diğer tarafta ise geçmişin derin gölgeleri… Birçok insan gibi ben de Türkler’in tarihinin derinliklerine inmek istiyorum, ama sadece tarih kitaplarında yazılı olanlarla değil; kendi hislerimle, kendi hikayemle…
Gözlerim ve Zihinlerim: Geçmişin Fısıldadığı Sesler
Gözlerimi kapatıp, biraz derin nefes alıyorum. Yavaşça odanın eski duvarları, annemin mutfakta hazırladığı nefis kahvaltı kokusu… Odaya içeri giren ışıkla birlikte, zihnimde bir film şeridi gibi bir şeyler belirmeye başlıyor. Çocukken annemle gidip Kayseri’nin eski sokaklarında yürürken, bana anlatırdı. Şehirdeki her taş, her minare, her ev… Köklerimizle, köklerimizin çok daha eskiye dayandığını anlatan bir masal gibi… Kayseri, tıpkı Türkler gibi binlerce yılın izlerini taşıyor.
Hadi diyelim ki Türkler kaç bin yıldır var? Kimse bilemez tam olarak… Ama ben hissediyorum. Duyuyorum, bu topraklarda doğanların köklerine ne kadar yakın olduklarını. Kendimi şanslı hissediyorum, çünkü bir şekilde tarih, Türkler’in varlıklarının her zaman derin bir şekilde hissedildiği topraklarda yaşamamı sağladı. Geçmişin bu kadar yakın olmasına rağmen, bazen “kaybolmuş bir şeyler var mı?” diye düşünmeden edemiyorum. Eski efsaneleri hatırlıyorum… Göçler, savaşlar, topraklar değişse de ruhların kaybolmadığına inanıyorum.
Bir Gün, Bir Kütüphane, Bir Duygu
O gün kütüphaneye gitmeye karar verdiğimde, içimde yine bir tedirginlik vardı. Kayseri’nin merkezindeki eski kütüphane, yıllardır bana huzur veren bir yer olmuştur. İçeri adım attığımda, o eski kitap kokusu bana hep “geçmişi hatırla” der gibi gelir. Bugün farklıydı. Raflardaki kitaplar, yazılar, harfler bir anlam kazanmıştı. Benim de köklerimi aradığım bir dönemde, elimi ilk attığım kitap, Orta Asya’dan gelen o ilk Türk boylarının tarihiydi.
Kitapları karıştırırken, birkaç satır dikkatimi çekti. “Türklerin kökeni, Orta Asya’nın bozkırlarından, göçler ile şekillenen bir halktır…” Bu kelimeler, bana geçmişimi derinden hissettirdi. Ne garip, değil mi? O kadar eski bir halk ki Türkler, bir zamanlar ben de bir bozkır çocuğuydum. O bozkırlarda binlerce yıl önce atalarımın ayak izlerini bırakıp göçtüğünü düşündüm. Gözlerim bu kitaplarda kaybolurken, ruhumda bir yankı vardı, bir his… “Beni ne kadar tanıyorsun?” diye soruyordu içimdeki ben.
Türkler’in varlığını, belki de binlerce yıl öncesine kadar uzanan bu yolculuğu, bir arayış içinde buldum kendimi. Yavaşça kitabı kapattım. Ne kadar geçmişte yaşadığını bilen insanlar, bir o kadar da geleceği merak eden bir halktır, diye düşündüm. Ve tam o sırada, zihnimde bir anı belirdi.
Bir Kayseri Akşamı: Gelecek Üzerine Düşünceler
Akşam saatlerinde, Kayseri’nin o karakteristik serinliğine teslim oldum. Havanın sertliği, bazen ne kadar kalın olursa olsun, insanın içinde bir arayış bırakıyor. Gözlerimi kapadım ve yaşadığım şehri, köklerimi tekrar düşündüm. Kayseri’nin dağlarını, eski taşlarını… Yüzlerce yıl önce buraya yerleşen atalarımın, bu topraklardan ne hayallerle ayrıldığını hayal ettim. Şimdi bu topraklarda ben de aynı hayali taşıyor muyum? Şehir büyüdü, ama bir şekilde kaybolan o eski hisler var mı?
Türklerin geçmişine dair düşündükçe, aslında birçoğunun tarihe değil, zamanla kaybolmuş olmasına üzüldüğümü fark ettim. Çünkü biz, Türkler, köklerimizden gelen o gücü her zaman içimizde taşırız. Göçler, zaferler, kayıplar… Birçok şeyi değiştirir, ama köklerinizi unutmazsanız, zaman da yavaşça akmaya devam eder. Köklerimle ilgili hislerim, Kayseri’nin sokaklarında adımlarımı izlerken hiç kaybolmadı. Ben, bir Kayseri çocuğuyum; ama içimde Türkler’in binlerce yıllık geçmişi var.
Son Düşünceler: Türkler Kaç Bin Yıldır Var?
Türkler’in kaç bin yıldır var olduğunu tam olarak bilemeyiz. Ancak, hislerim bana bir şeyi anlatıyor: Türkler, tarih boyunca hep var olacak. Her zaman var olduk, var olacağız. Kayseri’nin taşlarına, dağlarına, eski kütüphanelerine baktığımda, ne kadar derin bir tarihin içinde olduğumuzu hissediyorum. Bu hissi anlatırken bile, içimde bir yerlerde o eski zamanların yankısı var. Geçmişin, bugünü nasıl şekillendirdiği, ruhumuzda yankı buluyor.
Evet, Türkler kaç bin yıldır var, kimse tam olarak bilmiyor; ama bir şey kesin: Biz, kaybolmuş değiliz. Geçmişin derinliklerine baktıkça, Türkler’in izlerini yalnızca toprakta değil, ruhumuzda da buluyoruz.
Bu yazıda, kendi içsel yolculuğumdan, Kayseri’deki sokaklardan, kitaplardan ve düşüncelerimden bahsettim. Ama aslında her bir Türk evladının içinde bu geçmiş var. Gelişen zaman, kaybolan anılar olsa da, o geçmişin izleri hep bizle olacak.