Frenkler Ne Zaman Çıktı?
Kayseri’nin o sakin sabahlarından birinde, çayın yanında hayalini kurduğum soruyu sordum kendime: Frenkler ne zaman çıktı? Bunu düşündüğümde, aslında bu sorunun peşinden sürüklenen bir hikâye vardı. Ama bu sadece bir tarihsel soru değildi. İçinde bambaşka bir anlam taşıyan bir soru… Bütün bu soruların, bazen derinleşip, içimdeki duyguları kabarttığını fark ettim. O sabah düşündüm ki, bu soruya yanıt aramak, belki de yalnızca bir kelimenin etrafında dönen bir duygusal yolculuktu.
Hadi sana bu yolculuğu anlatayım.
Kayseri’nin Soğuk Sabahında Frenkler
O sabah erken saatlerde, Kayseri’nin o ünlü sabah sisinin içinde bir yürüyüşe çıkmıştım. Karşı kaldırımdan geçerken, çok sevdiğim eski kahveci dükkanının pencere camlarına vuran ışık, sanki yılların içinden bana göz kırpıyordu. Ama bu sabah, gözlerimde bir yabancı vardı. Frenkler hakkında düşündüğümde, onlara bir tür yabancı gibi hissediyordum. Sadece Kelime değil, tarihsel anlamları da kafamı karıştırıyordu.
Frenklerin ne zaman çıktığını merak etmeye başladım. Ama sorum aslında sadece kelimelere değil, bir tür kimlik arayışına da dayanıyordu. “Frenk” dediğimde, sadece Fransızlar mı aklıma geliyordu? Yoksa bu “yabancı” olma durumu, ben de dahil olmak üzere, her insanın içinde bulunduğu yalnızlık hissini mi anlatıyordu?
Çok eskiden Kayseri’de, okulların çıkış saatlerinde gittiğim kafelerdeki seslerin içinde, birileri başka bir dilden konuşurken ben sadece dinlerdim. Hatta bir gün, o kalabalık kafede, karşımdaki gruptan birinin Fransızca konuştuğunu fark ettiğimde, garip bir şekilde tedirgin oldum. Hani insanın içinde bir yerlerden gelen, yabancı bir dil duyması o kadar yabancı gelir ki, içimde bir yerler de “Frenkler ne zaman çıktı?” diye sordum kendi kendime.
Ama o an, kaybolmuş bir hissiyatla o soruyu bir kenara bırakıp, kahvemi yudumladım. Belki de Frenkler, sadece bir kelime değildi. Belki de bir kimlik arayışıydı. Bunu anlamadım.
Frenklerin Çıkışı ve Kayseri’nin Sessizliği
O günün akşamında, evde yine kalemimi alıp bir şeyler karalıyordum. Günlük yazmayı seviyorum. Hani bazen hayatı o kadar fazla düşünürsün ki, yazmak, aslında bir şekilde düşündüklerinin dışa vurumu olur. İçimi dökmek istedim. Frenkler hakkında yazmak, en azından kafamı biraz dağıtabilirdi. Ama o yazarken yazdığım her kelimede, bir anlam kayboluyordu. Sanki Frenkler bir anda şehrin en kalabalık caddesinin sonunda çıkıvermiş gibiydi.
Bir zamanlar, Kayseri’de büyürken, bizim için en büyük yabancı, Fransızlardı. O zamanlar bu kelimeyi duyduğumda, aklıma hep uzak yerler, bilinmeyen coğrafyalar gelirdi. Ama şimdi düşünüyorum da, o zamanlar “Frenk” kelimesi bana bir yabancı, bir ulaşılmaz gibi gelirdi. İçimde hep bir boşluk bırakan bir yabancı… Kimlikli olmayan bir şey. Frenk olmak, hep yabancı kalmak gibiydi.
Yazmaya devam ettim. Sonra birden, bir duygusal kıvılcım parladı içimde. Frenkler aslında, Kayseri’deki o insanlardan farklı değilmiş. Ben de onlardan biriydim. Hepimiz, farklı yerlerden gelmiş, farklı hayallerle büyümüş insanlardık. Yabancı olmak, aslında biraz da kendini tanımamak, bazen de korkmaktı. Frenkler, belki de tam da bu yüzden çıktı.
Birden anlamaya başladım. Frenkler, sadece bir kelime değil. Bu, insanların bir arayışa girmesi, tanımadığı bir kimliği kabul etmesi ve yaşadığı toplumdan bir adım uzaklaşmasıydı. Frenklerin çıkışı, belki de toplumun o dönemdeki algılarının, korkularının, hayal kırıklıklarının bir sonucu olarak görülmeliydi. Bu çok derindi, fakat o kadar da basit bir şekilde içimde yankı yaptı.
Frenklerin Çıkışı ve Kendi Kimliğimi Bulma Yolculuğum
Frenklerin, yani Fransızların ne zaman çıktığını araştırırken, aslında başka bir şey de fark ettim. Bu kelimeyi kullanırken hissettiğim duygular, aslında bana kimlik kazandırıyordu. O yabancı olma duygusu, bana, kim olduğumu sorgulatıyordu. Kayseri’de büyümüş biri olarak, bazen kendi kimliğimi kaybettiğimi hissediyordum. Belki de Frenkler de bu yüzden çıktı: çünkü herkes bir arayışta ve dışarıda aradığı kimliği içsel olarak bulmaya çalışıyordu.
O gün, kalemimle yeniden yazmaya başladım. Kayseri’nin sokaklarından, evimin penceresinden baktığımda, Frenkler artık bir kelimeden öteye gitmişti. Onlar, benim içimdeki bir korkuyu, bir boşluğu simgeliyordu. Kayseri’nin o sessizliğine karışan düşüncelerimle, yalnızca “Frenkler ne zaman çıktı?” sorusu değil, “Ben ne zaman kendimi bulurum?” sorusu da vücudumda yankı yapıyordu.
Sonuç Olarak, Frenklerin Çıkışı…
Bir kelime, bir toplumun tarihindeki kırılmayı anlatan bir sembol haline gelebilir. Frenkler, belki de her zaman oradaydı. Bizi ne kadar farklı kılarsa kalsın, hepsi de aynı duyguyu paylaşıyorlardı: kimlik, arayış, yalnızlık. Bu soruya verdiğim her yanıt, aslında sadece kelimelerden ibaret değildi. Frenkler, aynı zamanda kim olduğumuzu, nerede olduğumuzu ve nereye gitmek istediğimizi sorgulamamızı sağlıyordu.
Benim için Kayseri’nin o soğuk sabahında yürürken, Frenklerin çıkışı bir kelime, bir sorudan daha fazlasıydı. O an fark ettim ki, bizler, her biri kendine özgü yolculuklar yaparken, aslında bir anlamda hep Frenkiz. Hem yalnız hem de birlikte…