Kayseri’nin Sessiz Sokaklarında Başlayan Bir Soru
Bunu da Okuyun: Kansızlığa hangi hap iyi gelir ?
Kayseri’de sabahlar hep biraz sert başlar. Hava ne kadar güneşli olursa olsun, içimde hep ince bir serinlik kalır. Belki de alışkanlık. Belki de yıllardır içimde taşıdığım o “nereden geldim?” sorusunun ağırlığı.
25 yaşındayım. Günlük tutarım. Hatta bazen kendimi en iyi, sayfaların arasında tanırım. İnsanlara anlatamadığım şeyleri, kalemle daha dürüst söylerim. Bu satırlar da öyle başladı aslında; bir defterin kenarına sıkışmış bir cümle gibi:
“Karadeniz soyu nereden gelir?”
Bunu ilk yazdığımda sadece meraktı. Ama sonra içimde büyüdü. Sanki bir kök, toprağın altından yukarı doğru yürümeye başlamış gibi.
Bir Fotoğraf, Bir Hatıra ve Boğazıma Düğümlenen Özlem
Geçen yıl annemin eski bir kutuyu açtığını hatırlıyorum. Karton kokusu, sararmış fotoğraflar… İçlerinden biri özellikle dikkatimi çekti. Siyah beyaz bir sahil fotoğrafıydı. Dalga sesi yoktu ama ben sanki duydum.
Annem, “Bu dedenin köyü,” dediğinde içimde bir şey yerinden oynadı.
“Karadeniz’den mi?” diye sordum.
Başını salladı.
O an içimde garip bir boşluk açıldı. Sanki hayatım boyunca eksik olan bir parçanın varlığını yeni öğrenmiş gibiydim. Ve işte o gün, defterime ilk kez şu soruyu yazdım:
“Karadeniz soyu nereden gelir? Bizim hikâyemiz nereye dayanır?”
Cevap basit olabilirdi. Ama içimdeki his hiç basit değildi.
Yolculuğun Başlaması: Kayseri’den Kuzeye Uzanan İç Sızı
Bir hafta sonra kendimi otobüs terminalinde buldum. Kimseye büyük bir plan anlatmadım. Zaten anlatamazdım da. Çünkü bu bir gezi değildi. Bu, içimde biriken bir çağrıydı.
Kayseri’den çıktığımda yol uzun, düşünceler daha da uzundu.
Pencereden dışarı bakarken aklımdan sürekli aynı şey geçiyordu:
“Karadeniz soyu nereden gelir?”
Sanki bu soru, yol boyunca benimle birlikte ilerliyordu. Her virajda, her mola yerinde biraz daha derinleşiyordu.
İçimde bir umut vardı ama yanında ince bir hayal kırıklığı da taşıyordum. Ya bulamazsam? Ya hiçbir şey hissedemezsem?
Ama insan bazı soruları cevaplamak için değil, hissetmek için sorar.
Trabzon’a İlk Adım: Yağmurun Beni Karşıladığı An
Trabzon’a vardığımda hava yağmurluydu. Ama o yağmur bana Kayseri’deki yağmur gibi gelmedi. Burada yağmur daha canlıydı. Sanki yerle gök konuşuyordu.
Otobüsten indiğimde yüzüme çarpan rüzgâr, içimdeki bütün sessizliği dağıttı.
O an düşündüm:
“Belki de Karadeniz soyu nereden gelir sorusunun cevabı bu havada saklı.”
Sokaklarda yürüdüm. İnsanlar hızlıydı ama telaşlı değildi. Bir düzen vardı ama sert değil, dalgalı bir düzen… Tıpkı deniz gibi.
İlk kez kendimi bir yere ait hissetmeye bu kadar yaklaşmıştım ama aynı zamanda yabancıydım da. Bu çelişki içimi acıttı.
Bir Yaşlı Adam ve Köklerin Hikâyesi
Bir çay ocağında otururken yan masadaki yaşlı adamla sohbet etmeye başladım. Karadeniz’in insanı zaten konuşmayı sever, ama o adamın sesi daha farklıydı. Sanki yılların yükünü değil, yılların hikâyesini taşıyordu.
Ona doğrudan sordum:
“Karadeniz soyu nereden gelir?”
Gülümsedi. Çayı karıştırdı.
“Evlat,” dedi, “biz tek bir yerden gelmeyiz. Biz dağdan, denizden, göçten geliriz. Karadeniz soyu dediğin şey sabit bir yer değil, sürekli hareket eden bir hikâyedir.”
O an sustum.
Çünkü beklediğim cevap bu değildi ama içimde bir yere oturdu.
Devam etti:
“Bazen Orta Asya’dan gelen izler vardır, bazen Anadolu’nun içinden kopup gelen insanlar… Ama Karadeniz insanı en çok da hayatta kalma hikâyesinden gelir.”
O cümle içime işledi.
Gece ve Denizin Konuşması
O gece sahile indim. Yağmur durmuştu ama deniz hâlâ konuşuyordu. Dalgaların sesi sanki bir şey anlatmak ister gibiydi.
Ayakkabılarımı çıkarıp taşların üzerine bastım. Soğuk, içime kadar işledi. Ama garip bir şekilde rahatsız olmadım.
Defterimi açtım ve yazmaya başladım:
“Karadeniz soyu nereden gelir diye sormuştum. Belki de yanlış soruyorum. Belki de mesele nereden geldiğimiz değil, neleri taşıdığımız.”
O an içimde bir umut belirdi. Çünkü ilk kez bu sorunun cevabının tek bir yerde olmadığını hissettim.
Bir Köy Yolculuğu: Sessiz Gerçeklerle Yüzleşme
Ertesi gün bir minibüsle iç köylere doğru gittim. Yol daraldıkça içimdeki düşünceler de daraldı.
Köyde bir evin önünde durduk. Tahta bir kapı, eski bir avlu… İçeri girdiğimde yaşlı bir kadın beni karşıladı. Mis gibi ekmek kokusu vardı.
Ona da aynı soruyu sordum, ama bu kez daha yumuşak:
“Bizim Karadeniz soyu nereden gelir?”
Kadın gülümsedi, elindeki hamuru bıraktı.
“Evladım,” dedi, “bizim soyumuz toprağın kendisinden gelir. Burada yaşayan herkes biraz yağmur, biraz taş, biraz da sabırdır.”
O an gözlerim doldu. Bunu beklemiyordum.
Çünkü bu cevap tarih kitabı gibi değildi. Bu, hayatın kendisiydi.
İçimde Kırılan ve Yeniden Kurulan Şeyler
Köyden ayrılırken içimde garip bir kırılma vardı. Ama bu kötü bir kırılma değildi. Daha çok eski bir duvarın yıkılıp yerine daha geniş bir alan açılması gibiydi.
Defterime şunu yazdım:
“Karadeniz soyu nereden gelir sorusunun cevabı tek bir kök değilmiş. O kökler birbirine dolanmış, birbirine karışmış. Tıpkı benim içimdeki duygular gibi.”
Hayal kırıklığım vardı çünkü net bir cevap bulamamıştım.
Ama heyecanım da vardı çünkü artık daha büyük bir hikâyenin parçası olduğumu hissediyordum.
Dönüş Yolu: Sessiz Bir Kabulleniş
Kayseri’ye dönerken otobüste uzun süre dışarı baktım. Dağlar, tarlalar, şehir ışıkları… Hepsi bir film gibi geçti önümden.
Ama içimde en çok kalan şey cevaplar değil, hislerdi.
Artık “Karadeniz soyu nereden gelir?” sorusu beni yormuyordu.
Çünkü anladım ki bazı sorular cevaplanmak için değil, insanı dönüştürmek için vardır.
Ben o yolculuktan döndüğümde aynı kişi değildim.
Daha eksik değil, daha geniş hissediyordum.
Son Bir Not: İçimde Kalan Deniz
Şimdi bu satırları Kayseri’deki odamda yazıyorum. Pencerenin dışı sessiz. Ama içimde hâlâ bir dalga sesi var.
Bazen düşünüyorum:
“Karadeniz soyu nereden gelir?”
Ve artık cevap aramıyorum.
Çünkü o soyu dışarıda değil, içimde bir yerde taşıdığımı hissediyorum.
Yağmurun sesiyle, toprağın sabrıyla, insanların hikâyeleriyle…
Belki de en doğru cevap buydu.
“Karadeniz soyu nereden gelir” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Pikniktube olarak daha fazlası için buradayız!