Bir Kasap Dükkanının İçinde Başlayan Hikâye
Kayseri’nin sabahları hep soğuk olur. Hele kışa yakın bir günse, nefesin bile buhar olup avucuna düşer gibi hissedersin. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar, sanki hayat beni yanlış bir yere bırakmış gibi uyanıyorum. Günlüğümde çoğu zaman aynı cümleler vardır: “Bugün yine içimde bir eksiklik var.” Ama o gün farklıydı. O gün, kasap dükkânının kapısını ilk kez bu kadar ağır bir soruyla açtım içimde.
Dayımın yanında işe başlamıştım. Küçük bir kasap dükkânı… dışarıdan bakınca sadece et, buz, çelik tezgâhlar ve ağır bir koku gibi görünür. Ama içine girince başka bir şey olurdu; sanki hayatın ham hali oradaydı. İnsanların sofralarına giden yolun en çıplak hâli.
O sabah dayım bana dönüp, “Bugün karkas etleri sen inceleyeceksin,” dediğinde bir an duraksadım. Kafamda hemen bir soru belirdi ama sormadım. Çünkü sanki bilmemen ayıp gibi hissediyordum.
Kafamdaki Soru: Karkas et hangi hayvandır?
İçimde büyüyen merak beni susturmuyordu. Karkas et hangi hayvandır? Bu soru zihnimin içinde yankılanıp duruyordu. Sanki çok basit bir şeymiş gibi ama kimse tam açıklamıyormuş gibi.
Tezgâhın arkasına geçtiğimde ilk gördüğüm şey, büyük parçalar halinde asılı duran etlerdi. Soğuk hava dolabının içinde sallanan bu parçalar, bana bir yandan ürkütücü, bir yandan da garip bir şekilde saygı uyandırıcı geliyordu. Dayım, bıçağını bileyleyip bana bakmadan konuştu:
“Bak evlat, karkas et dediğin şey hayvanın kesildikten sonra kemikli halde bölünmüş bütün gövdesidir.”
O an içimde bir şey oturdu yerine. Yani aslında tek bir hayvan değilmiş gibi… sığır da olabilir, koyun da, keçi de. Yani karkas et, bir hayvan türü değil, bir işlenme biçimiydi.
Ama o bilgi bile içimdeki duyguyu tam yatıştırmadı. Çünkü ben sadece bilgi öğrenmiyordum; hayatın keskin tarafına dokunuyordum.
Etin Sessizliği ve Benim İç Sesim
Kasap dükkânında zaman farklı akar. Saat yoktur aslında, sadece iş vardır. Et tartılır, bölünür, hazırlanır, paketlenir. Ama benim içimde başka bir saat çalışıyordu; yavaşlayan, bazen duran, bazen hızlanan bir şey.
İlk günlerde en çok zorlandığım şey kokuydu. Etin kokusu değil sadece, hayatın ağırlığı gibi bir kokuydu bu. Her parça bana bir hikâye anlatıyor gibiydi ama ben o dili henüz çözemiyordum.
Bir gün dayım bana büyük bir karkas parçası gösterdi. “Bunu öğrenmezsen bu işi yapamazsın,” dedi.
Elimle dokunmamı istedi. İlk başta çekindim. Sonra dokundum. Soğuktu. Sertti. Ama garip bir şekilde gerçekti.
İçimden bir ses yükseldi:
“Bu sadece et değil… bu bir yaşamın kalıntısı.”
O an neden bilmiyorum ama içim burkuldu. Sanki bir şeyleri yanlış anlıyormuşum gibi. Sanki hayat, bana daha önce anlatılmamış bir yüzünü gösteriyordu.
Hayal Kırıklığıyla Gelen Öğrenme
Akşam eve döndüğümde günlüğümü açtım. Ellerim hâlâ et kokuyordu. Yazarken bile parmaklarım titriyordu.
“Bugün karkas etin ne olduğunu öğrendim,” yazdım. “Ama içimde garip bir boşluk var.”
Çünkü öğrenmek bazen mutlu etmez. Bazen sadece ağırlaştırır insanı. Karkas et hangi hayvandır sorusunun cevabını bulmuştum ama içimde başka sorular doğmuştu.
“Biz gerçekten neyle yaşıyoruz?”
“Bir şeyleri yemek, onları anlamak anlamına gelir mi?”
Bu sorulara cevap bulamadım o gece.
Kasap Dükkanında İnsan Hikâyeleri
Zamanla dükkâna gelen insanları daha dikkatli izlemeye başladım. Her biri farklı bir şey alırdı ama aslında hepsi aynı şeyi isterdi: evine götüreceği bir parça huzur.
Yaşlı bir amca vardı mesela. Her sabah aynı saatte gelir, “Bir kilo kuzu eti” derdi. Konuşmazdı fazla. Ama gözlerinde bir şey vardı; sanki geçmişten kalan bir alışkanlıkla yaşıyordu.
Bir gün cesaretimi toplayıp ona sordum:
“Amca, karkas et hakkında bir şey biliyor musun?”
Bana baktı, gülümsedi. “Evlat,” dedi, “biz eskiden hayvanı bütün alırdık. Karkas derdik ona. Şimdi herkes parçayla uğraşıyor.”
O an fark ettim ki aslında bu kelime sadece teknik bir terim değilmiş. Bir kültürün, bir geçmişin parçasıymış.
İçimde Büyüyen Sorgu
Önerdiğimiz İçerik: Kariyerin amacı nedir ?
Günler geçtikçe içimdeki sorgu büyüdü. Etle olan ilişkim değişti. Artık sadece bir ürün görmüyordum. Bir bütünün parçalanmış haliyle karşı karşıya olduğumu hissediyordum.
Bir sabah erken saatte dükkâna tek başıma girdim. Soğuk hava dolabının önünde uzun süre durdum. Sessizlik vardı. O sessizlikte kendi sesimi daha net duydum.
“Karkas et hangi hayvandır?” sorusu tekrar aklıma geldi ama bu kez cevabı biliyordum.
Sığır, koyun, keçi… ama aslında cevap sadece bu değildi. Cevap, hayatın kendisiydi. Bir canlının bütünlüğüydü.
O an içimde hem bir hayal kırıklığı hem de garip bir farkındalık vardı. Çünkü insan bazen öğrenince rahatlamaz, tam tersine daha çok düşünür.
Kayseri’nin Soğuk Sokaklarında Düşünmek
Akşamları eve yürürken Kayseri’nin sokakları bana daha uzun gelirdi. Ellerim cebimde, kafamda aynı düşünceler dönerdi. İnsan ne yediğini gerçekten biliyor mu?
Bir gün annem sofrayı kurarken et yemeğini önümüze koydu. Kokusu güzeldi. Ama ben uzun süre tabağa bakakaldım.
Annem, “Ne oldu?” dedi.
Bir şey diyemedim. Çünkü anlatırsam, sanki sofradaki her şey değişecekmiş gibi hissettim.
İçimden sadece şunu geçirdim:
“Ben artık sadece yemek yemiyorum, artık daha fazla şey görüyorum.”
Umut ve Alışma Arasında
Zamanla bu duygu değişti. İlk günlerdeki hayal kırıklığı yerini bir kabullenmeye bıraktı. Ama bu sıradan bir kabullenme değildi. Daha derin, daha sessiz bir şeydi.
Artık karkas et kelimesini duyduğumda içim daralmıyordu. Çünkü ne olduğunu anlamıştım. Ve anlamak, bazen acıyı hafifletmiyordu ama onu tanınır kılıyordu.
Dükkânda çalışmaya devam ettim. Bıçağı tutmayı öğrendim. Eti bölmeyi, ayırmayı, düzenlemeyi öğrendim. Ama en çok kendimi öğreniyordum.
İçimdeki Değişim
Bir gün dayım bana baktı ve “Artık alıştın,” dedi.
Haklıydı. Ama bu alışma, duygularımı kaybetmek değildi. Aksine, daha çok hissetmeye başlamaktı.
Karkas et hangi hayvandır sorusu artık benim için sadece bir bilgi değildi. Bir dönemin başlangıç noktasıydı. Hayata daha farklı bakmaya başladığım bir kırılmaydı.
Sonunda Anladığım Şey
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o gün kasap dükkânının kapısından içeri giren genç halimi hatırlıyorum. Meraklı, biraz korkak, biraz da kaybolmuş.
Bugün ise aynı soruya farklı bir yerden bakıyorum. Karkas et sadece bir et türü değil. Bir yaşamın işlenmiş hali. Bir kültürün, bir sofranın, bir emeğin başlangıcı.
Ve ben Kayseri’nin soğuk sabahlarında bunu öğrendim. Ellerimle dokunarak, içimde hissederek, bazen kırılarak, bazen büyüyerek.
Hayat bana sert bir öğretmen gibi davrandı ama öğrettikleri kalıcıydı.
Ve en çok da şunu öğrendim: bazı soruların cevabı sadece bilgi değildir, yaşanarak anlaşılır.
“Karkas et hangi hayvandır” konusunu beğendiyseniz Pikniktube sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.